23 Mayıs 2016 Pazartesi
Yeşilçam'dan düşen yıldızlar...
Yeşilçam... Koca bir tarih... Benim ise çocukluğum...
Çocukluğumdan beri sürdürdüğüm bir tutkudur Yeşilçam filmleri. Tekrar tekrar izlerim. İlk hangi filmi izledim, ilk kaç yaşında izledim hatırlamıyorum. Ne zaman televizyonda bir Yeşilçam filmine rastlasam ekranın başına kurulur, bitene kadar kalkmazdım.
En sevdiğim filmler arasında Hababam Sınıfı, Gırgıriye, Süt Kardeşim ve Ah Nerede filmleri geliyor. Yani ilk aklıma gelenler bunlar. Aslında ayrımda yapmak istemem çünkü her izlediğim Yeşilçam filminden ayrı bir tat alırım. Ne kadar filmin sonunu tahmin bile etsen o samimiyet öyle güzel görünüyor ki 'keşke hiç bitmeseydi' dediğim bile oluyordu her son yazısını gördüğümde.
Şimdilerde ise çocukluğuma geri dönme isteği uyandı bende. Çocukken herşey daha samimi ve gerçekti bana kalırsa. Ekrandan bile olsa o samimiyeti ve aslında bizi biz yapan unsurları daha çok görürdüm ve mutlu olurdum. Kapılıp giderdim o filmlerdeki aşklara,dostluğa,fedakarlığa.. Özlediğim bir sıcaklık aslında Yeşilçam filmleri..
Yeşilçam yıldızları ile karşılaştıklarımda oldu. Zihni Göktay, Şener Şen ve Tarık Akan vb. isimler Öyle mütevazi ve sevecen bir tavır sergilediler ki bana karşı aslında 'gerçek sanatçı' tabirini anlamış oldum. Üstelik Tarık Akan yaş almış olsa da aynı yakışıklılığını korumaya devam ediyor bence. Çok tatlıydı çok..
Aslında bir noktaya değinmek istiyorum. Bizim çoğu zaman kaçırdığımız önemli bir nokta var. Tabiri caizse Yeşilçam ünlülerine verdiğimiz değeri onlara hissettirmekte gerekli. Ancak Türk milleti olarak önemli sanatçılara verdiğimiz değeri vefat ettikleri zaman gösterme eğilimindeyiz. Sizlerinde benim gibi sonradan keşkeniz olmasın.
Samimiyetle belirtmeliyim ki 5 - 10 dakika yapmış olduğunuz görüşmenin sonunda kendinizi son derece iyi hissediyorsunuz.
Kemal Sunal, Adile Naşit, Sümer Tilmaç, Hulusi Kentmen, Sadri Alışık, Suna Pekuysal ve Oya Aydoğan gibi daha bir sürü isim.. Hepsinin ruhu şad, mekanları cennet olsun.
Son olarak iyi ki hayatımızdan geçtiler...
Görüşmek Üzere :)
16 Mayıs 2016 Pazartesi
Poz anıların somutlaşmış halidir
Bir an düşünün. Karşınızda fotoğraf makinesi ve yaşadığınız anı kayıt alıyor. Ve sonra bir ses; çıkırt...
Peki bu anın sizin hangi anınız olmasını isterdiniz?
Bana sorarsanız bundan 5 - 6 sene öncesine geri dönmek isterdim. Dedemin yanında olup onun şakacı hikayelerini dinlemek, yılbaşında çam ağacını süsleyip bizleri beklemesini, bütün aile birlikte olunca da keyiflenip bizimle birlikte oynamasını tekrar tekrar yaşamak ve kayıt altına alınmak isterdim. Ama tabi bu sefer her anın daha fazla kıymetini bilerek ve içime sindirerek... Aslında her insan büyümek ister ya bir 18'ime geleyim şu olacak bu olacak derken aslında değişen bir durumun olmadığını, sadece sevdiklerinin kıymetini onlar bu dünyadan göçüp gitmeden değerinin bilinmesini öğrendim ben... Hayatın koşturmasına fazla dalmadan yanınızda olan büyüklerinizle vakit geçirin. Onları mutlu edin. Hatta 5 dakika bile olsa yanlarına uğrasanız onları dünyanın en mutlu insanı yapabilirsiniz. Valla benden söylemesi :)
Sizlere beni en etkileyen tiyatro oyunundan bahsetmek istiyorum. Karaköy / İkinciKat tiyatrosunda oynanılan 'Poz' oyunuydu. Oyuncuları ise; Selen Uçer, Esra Dermancıoğlu, Gülce Oral ve Banu Çiçek Barutçugil'di. Konusu kısaca şöyle; Ölen bir gazetecinin çekmiş olduğu 'ahlak'sızca bir fotoğrafın derinlerini arkasında bıraktığı 4 kadın üzerinden tartışmasıydı.
Öncelikle hem oynanılan mekan hem de oyuncuların performansları o kadar etkileyiciydi ki... İkinciKat aslında bir cep tiyatrosu. Ben sürekli tiyatro oyunlarını büyük sahnelerde izlediğim için cep tiyatrosuna gitmiş olmak benim için ilk olacaktı. Gittiğimde ise inanamadım... Sahneyle koltuklar iç içeydi. Bana verdiği izlenim ise oyuncular sanki evlerinde seyircileri ağırlıyor gibiydi. Öylesine samimi bir ortamdı anlayacağınız.
Aslında beni en çok Esra Dermancıoğlu'nun performansı şaşırttı. Neyse neyse beni şaşırtmasını bir kenara bırakıp en iyisi oyunculardan teker teker bahsetmek sanırım. Öyle daha iyi olacak çünkü hiçbirine haksızlık etmek istemem. Ben bu oyunu sanki Selen Hanım ile birlikte yaşadım. Öyle güzel duygu geçişlerini yaşayıp beni de etkisi altına aldı ki... Kahkaha attı, gözleri dolup ağladı, kendine şaşırdı, yeri geldi sinirlenip kızdığı da oldu tabi ama hepsinde de surat ifadem değişerek izledim hatta bir ara oyunu bölüp gidip sarılmak bile istemiştim. 'Ama siz harikasınız Selen Hanım' diye (tabi öyle birşey yapmadım) . :) Esra Dermancıoğlu'nun performansı da göz dolduruyordu. Arada gülümseten fakat ani sert çıkışlarıyla da 'harika' dedirten bir oyuncu. Gülce Oral ve Banu Çiçek Barutçugil ile ilk kez karşılaştım fakat onlarda öyle güzel rol yapıyorlardı ki oyuncuların birbirleriyle güzel bir uyum yakalaması çok hoş olmuş. Oyundan tüylerim diken diken olmuş bir şekilde ayrıldım yani o kadar etkileyiciydi...
Unutmadan tiyatro çıkışlarında Selen Hanım ile görüşme imkanı da bulabiliyoruz. Her anımız aslında öylesine güzel ve özel ki... Fakat öyle bir gün var ki hala etkisi altından çıkamadığım ve bir o kadar yüreğime kazınan... 18 Nisan Ataköy Yunus Emre çıkışı. Bu sefer oyuna girmeden Selen Hanım'ın çıkışını bekledik. Duygu halim karışıktı aslında hem tekrar görüşecek olmanın heyecanı içerisindeydim hem de bir o kadar sakindim. Kendisiyle de görüşmeyeli uzun zaman olmuştu. Neyse ki kısa bir beklemenin ardından Selen Hanım kulis kapısından çıktı. Bizim Selen Hanım'ın karşısına çıktığımız andaki şaşkınlığı, mutluluğu ve bir o kadar da özlemini hissettirmesi beni çok ama çok duygulandırdı ve mutlu etti. Senin gibi özel yürek tanıdığımız için gerçekten çok şanslıyız.
Haydi bakalım haftaya görüşmek üzere kendinize iyi bakın :)
9 Mayıs 2016 Pazartesi
Once Upon A Time
Bu hafta size beni 5 sezondur kendisine hayran bırakan bir diziden bahsedeceğim.
Once Upon A Time...
Dizinin çıkış noktası bu kitap. Tamamen masal kahramanlarından oluşan bu dizide iyi-kötü mücadeleleri, mutlu olabilmek için yapılan fedakarlıklar, aile ve dostluk gibi bir çok konuyu kapsıyor. Günümüze uyarlanmış ve dinlediğimiz masalların devam ettiğini bu şekilde düşünebiliriz aslında.
Ben bu diziye tavsiye üzerine başladım. Ama kabullenmem zor oldu. Neden mi? Çünkü şu yaşıma kadar hiç yabancı dizi izlememiş ve masal kahramanlarıyla dolu bir dizi olur mu demiştim. Oluyormuş meğerse hem de efsane güzel oluyormuş. İlk sezonlar gece gündüz ayırt etmeden izliyordum.
Unutmadan şunu da sorabilirsiniz bana... Hiç mi sıkılmadın 5 sezon boyunca?
Sıkıldım. Hatta öyle çok sıkıldım ki bir ara takip etmeyi bıraktım. Aradan epey bir zaman geçtikten sonra olayların nasıl geliştiğini öğrenebilmek için kaldığım yerden devam ettim. İyi ki de devam etmişim diyorum kendime. Öylesine güzel bölümler var ki..
Dizide olan her kahramanın kendi içinde olan bir hikayesi var. Bu hikaye de öyle kolay açıklığa kavuşmuyor ne yazık ki. Diziyi canlı tutmak için her sezon neredeyse yeni masal kahramanları ve yeni olaylarla karşımıza çıkıyorlar. Ama şunu söylemek gerekirse çok şaşırdığım ve ağladığım bölümlerde oldu.
Oyunculuklar o kadar gerçekçi ki kendimi kaptırdığım zamanlarda olmuyor değil. Hatta atlayayım uçağa gidiyim Kanada'ya dediğim bile oluyor. (Dizi orada çekiliyor)
Oyuncuların hepsi birbirinden harika performans sergiliyor. Ayrım yapamayacağım bu konuda ama benim favori karakterim Regina. Tabi bir yandan ise dizinin kötü kalpli kraliçesi.. Mimikleri, rolün inandırıcılığını bana fazlasıyla yaşatıyor.
Neyse işte benim en sevdiğim dizi Once Upon A Time. Fantastik seviyorsanız bir deneyin bence :)
Haydi haftaya görüşürüz kendinize iyi bakın :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





