24 Ekim 2016 Pazartesi

Çocukluğumun iki usta oyuncusuydu onlar..




'Bir Yeşilçam Hatırası' olarak söyleniyordu 'Hangimiz Sevmedik' dizisi..


Nitekim de öyleydi..


Karakter isimleri Yeşilçam filmlerinden olan ''Bizim Aile ve Neşeli Günler'' adlı filminden esinlenerek alınmış. Adile, Münir, Ayşen, Şener, Itır, Tarık vb..


Öncelikle diziden kısaca bahsetmek gerekirse;

Senaryosu Alphan Dikmen ve Başak Angigün'e ait olan, Yönetmenliğini Metin Balekoğlu'nun üstlendiği; Başrolünde Can Yaman, Selen Soyder, Cengiz Bozkurt, Mehtap Bayri ve Altan Erkekli, Gül Onat'ın bulunduğu komedi dizisi.


Benim ise bu dizide etkilendiğim nokta; Tabi ki Adile (Gül Onat) ve Münir (Altan Erkekli) arasındaki 36 yıllık aşk.. İlk başlarda sürekli didişen fakat arada da olsa da yüreklerine o aşkın kıvılcımları düştüğünde kendi içlerinde o aşkı sahiplenişleri.. İçinizi ısıtan sahnelerle birlikte kendinizi öylesine kaptırmış olursunuz ki sanki 36 yıl aşk acısı çekmiş gibi hissedersiniz. Bilmiyorum ben öyleydim en azından. Tüylerimi diken diken eden sahnelerde oldu, duygusallaştığım zamanlarda tabi söylendiğim yerlerde..


Hal böyleyken ve bu kadar 'Adile&Münir aşkını' sahiplenmişken çocukluğumun iki usta ismini yakından görüp tanışmak için sete gitmeden olmaz diyerek düştüm yollara..


Yer Beykoz Kundura Fabrikası..


Tabi ki elini kolunu sallayarak giremiyorsun fakat ben halletmiştim o sorunumu :) Eveeeet Yuvacık mahallesindeydim. O havayı yine soluyordum. 2.defa aynı mutluluğu yaşıyordum.. Sahne hazırlığı vardı Adile ve Münir'in evinin önünde.. Ben ise figüranların ve oyuncuların olduğu yere geçtim. Oyuncuların hepsi neredeyse buradaydı. Cengiz Bozkurt, Mehtap Bayri, Selen Soyder, Can Yaman, Batuhan Uçar, Funda Bostanlık,Altan Erkekli... Hepsi yanımdan geçti neredeyse :)


Sahnesi olanlar senaryo çalışıyor diğer oyuncular ise ortadan bir anda kayboluyorlardı anlamadım nereye gittiklerini de zaten :) Ama ben an ve an Gül Onat'ı takip ediyordum. Aa bak ayağa kalktı, makyajı yapılıyor, senaryo çalışıyor diye diye en sonunda birisi sordu figüran mısın? diye..  Tabi o kadar kapının önünden geçersem olacağı oydu. Yok değilim dedim Gül Hanım'ı bekliyorum tanışmak için..


Karar vermiştim. Sahne çekiminden sonra yakalayacaktım kendisini diyerek dışarıya çıktım. Fakat umduğum gibi olmadı erken kavuştum :) Söylediğim adam Gül Ablaya haber etmiş gel kızım gel diye ses duyuyorum ama idrak edemiyordum. Adam beni görüp seni çağırıyo demesiyle yanına koşmam bir oldu :)


Sayfa açmıştım oradan biliyordu beni.. Önce kocaman sarıldık birbirimize, sayfayı da çok beğendiği her halinden belliydi tabi bu benim çok hoşuma gitmişti :) Öyle canayakın, enerji dolu, sohbeti tatlı ve sempatikti ki hayran kalmıştım. Çekime gitmesi gerektiğinde 'gel bir sahne çekelim sende seyret' diyip kolumdan tutmuştu. Sürekli sohbet halindeydik tabi bende de heyecan mevcut olduğu için pek bir şey anlatamadım kendisine :) Daha doğrusunu söylemek gerekirse aslında hayal ettiğiminde ötesinde oldu bu buluşma.. Her şey öylesine güzeldi ki şaşırıp kalmıştım.


Sahne çekimi bittikten sonra Gül Hanım bizim grubuda bildiği için Altan Bey'i de yanımıza çağırdı. Kısaca sayfadan bahsettikten sonra merhabalaştık kendisiyle de :) ALtan Bey'in görünüşü, hal ve hareketleri o kadar sempatik ki mesafeli duruşuna aldırmıyorsunuz bile :) Fotoğraflarını çektim ilk önce o an düşündüğüm tek şey mesela 'çocukluğumun iki usta oyuncusu' olarak içimden geçti ve tam karşımdalardı. Ne güzel bir mutluluktu benim için..


Bu fotoğraflarda güzel bir günün anısı olarak kaldı bende.. Bir diğeri gerçekleşene kadar.. :)


Not: Sete ilk gittiğim zamanı da ilave ettim :) Fotoğraflara da bir bakın :)
                                       
                                                                  Adile'nin ev :)


                                                               Münir'in kahvesi :)



                                                4.bölümde Gül Onat'ın (Adile'nin) durduğu köşe :)



                                                      Altan Erkekli (Münir) 'in ev :)

                                                      Altan Erkekli ile ilk fotoğrafımız :)

                                                                Gül Onat ile ilk fotoğrafımız :)



Çocukluğumun iki usta ismi: Altan Erkekli ve Gül Onat



                                                 Usta oyuncular Gül Onat ve Altan Erkekli ile :)

                                                   Son fotoğraf olarak selfiemiz tabi ki:)




İşte böyleeeeee :) Harikaydıı harikaaaa :)


Görüşmek üzere.. Herkese iyi haftalar..








26 Eylül 2016 Pazartesi

Sülalemizin aşkı: Tarık Akan



Herkese merhaba :)


Aslında bu yazıyı yazmak istememin nedeni teyzemin deyimiyle 'sülalemizin aşkı' olması.. 


Yeşilçam filmleriyle ve 'Koçum Benim' adlı dizisiyle izlemeye devam ettim. Ama değişmeyen tek şey yaş alsa bile yakışıklılığından ödün vermemesiydi bence. En azından tek söylediğim buydu..


Gerçekten de öyleymiş.. 


Benimde kendisiyle anlıkta olsa gülümseyebileceğim bir anım oldu. Bakırköy'lü olduğundan aynı spor kulübüne üyeymişiz ve benim bundan çok sonradan haberim oldu. Annem, babam, amcam ve yengem görüp laf arasında da bana da söylüyorlardı.

Benimde karşılaşmam ani oldu aslında.. Spor yapmıştım ve babamlardan 'Tarık Akan'ın orada olduğunu öğrenmiştim. Bilen bilir beni yürüyüş hızım artıkça haldır haldır yürürüm. Yetişme telaşı da vardı. Tam kulaklığımı cebime tıkmaya çalışırken aynı anda birbirimize kapıyı açtık. O da farkında değildi ikimizde birbirimize kapı açmış olduk :) Gülüştük önce.. Fakat ben o gülüşü görünce olduğum yerde kalakalmıştım. İlk önce bana yol verdi fakat ben olur mu öyle şey siz buyrun diyebilmiştim. Teşekkür edip yanımdan ayrıldı ama benim ilk cümlem 'adam yaşlansa da hala çook yakışıklı' olmuştu.


Çekinmiştim tekrar durdurmaya.. Halbuki o kadar mütevazi bir ses konuyla konuşmuştu ki benimle sarılmak gelmişti içimden. Arkasından bakakalmıştım. Etkilenmiştim de açık ve net söyleyeyim..


Kolidorda yürüdü.. Yürüdü.. Ve gitti...


Şimdi ise veda zamanı...


Önceden anlaşmıştık teyzelerimle hep birlikte Bakırköydeki anma törenine katılacaktık. Extradan eniştelerimde katıldı. Ona biraz şaşırmıştım açık söyleyeyim :) Neyse televizyondan takip ettim önce anma törenini.. Kimi yerde duygulandım kimi yerde gururlandım.. Güzel dostluklar biriktirmiş ve onlarca yürek veda ediyordu Tarık Akan'a.. Teşvikiye'den sonra Bakırköy'e geldi. Çünkü Bakırköy'lüydü..


Bakırköy'de de aynı sevgi seli vardı. Aslında bir Yeşilçam efsanesi olan oyuncumuza daha veda etme hüznünü yaşıyordum içimde.. Garip bir histi tarif edemem ki..


Zaman geçtikçe etrafımız daha da kalabalıklaşmaya başladı. O kadar kalabalıktı ki hatta iğne atsan yere düşmeyecek konumdaydı.


Sonrasında cenaze arabası göründü. Bir alkış fırtınası koptu bulunduğu yerde yavaş yavaş ilerlerken.. O an bir durdum. Ben 2.kez fakat bu sefer son yolculuğuna uğurlamak için bakacaktım arkasından.. Nitekim de öyle oldu.. 


Tarık Akan Onurumuzdur ve Mustafa Kemal'in Askerleriyiz sloganlarıyla ve binlerce kişinin sevgi seliyle alkışlarıyla uğurladık.


Mekanı cennet olsun Yakışıklı'nın..


Haftaya görüşmek üzere




22 Ağustos 2016 Pazartesi

Yaz Dizileri

Merhaba arkadaşlar :) Nasılsınız ? Valla benim bu aralar ruh halim birdenbire değişebiliyor. Henüz çözebilmiş değilim ama onun dışında gayet iyiyim :) Bugünkü yazı konum yaz dizileri ve oyuncu uyumsuzluğu... Kendimce çıkardığım sonuçları sizlerle paylaşacağım. Umarım beğenirsiniz ve aynı fikirde değilseniz bile küçük bir yorum atarak birbirimiz ile güzel bir paylaşım yapmış olabiliriz diye düşünüyorum. Sizce de öyle değil mi ? :)


Yazın başlamasıyla birlikte televizyonlarda yaz dizilerinin tanıtımları dönmeye başlıyor ve bana kalırsa yaz dizilerinin yeri biraz daha farklı. Çünkü yazın başlamasıyla birlikte ekranlarda daha çok Ege dizileri ve çoğunlukta Bodrum,İzmir gibi yazlık bölgelerde diziler çekiliyor. Tabi senaryolar değişmese de çekim yerleri İstanbul'dan uzak bir yer seçiyorlar. Fakat şöyle bir durum var. Yaz dizilerinin çoğu kış sezonuna da kalmıyor. Çoğu reyting canavarına yeniliyor..


Nedeni aslında çok basit. Bu sadece benim fikrim. Sizede tabi ki düşüncenizde saygı duyar, hürmetimi gösteririm.


Bir dizi izlerken oyuncular arasındaki uyuma bakarım aslında. Eğer böyle izleyebileceğim bir dizi çıktığında da bir güzel keyiflenirim. Fakat bu seneki yaz dizilerinin hepsinde nedense başrol oyuncularından kaynaklı bir uyumsuzluk var nedense. Yakıştıramamışlar oyuncuları birbirine... Ki o uyumu ve birbirleri arasındaki enerjiyi yakalayamayanlar zaten teker teker final yazısını görüyor. Her ne kadar dizi içinde güzel isimler olsa bile kurtaramıyorlar diziyi ona yanıyorum ben..


Yani ben böyle düşünüyorum sevgili blog okuyucularım. :) Bir dahaki yazıda görüşmek üzereeeee kendinize iyii bakınnn :)


15 Ağustos 2016 Pazartesi

Yeni Tiyatro Ödülleri 2016




Bir gün öncesinden yengemle birlikte Eminönü - Sirkeci programı yapmıştık. Tabi annemde rahat durur mu ? Bütün işlerini iptal edip benim peşimde programımıza dahil oldu. Yengemin hem okul için hem de aile kahvaltısı için doğum günü süsü alması gerektiğinden ilk o işleri hallettik.  Neyseki alınacaklar çabuk bulundu da ben sıcaktan eriyip bitmeden ilk işimizi halletmiş olduk. Ama annem oraya kadar gitmişken kumaş almadan durur mu ? Tabi ki hayııır :) Sirkeci’ye geçip ordan oraya azcıkta söylene söylene bir o yana bir de bu yana savrulup durdum. Bakın asla gezmede bir problem yok ama kalabalık ve sıcak eklenince bendeki işler değişiyor. Zaten bilen bilir alışverişi ve o dükkandan bu dükkana sürüklenmeyi sevmem ama sabrettim napalım :) 


Yemekler yenildi annemin kumaşları alındı ve tabi ki tatlılarda yenildi. (Valla alışverişe sırf tatlı yiyebilmek için katlandığımı da ekleyeyim.)


Şimdi ödül töreni nerede diyorsunuz? 


E biraz sabredin. Biz o kumaşçı, bu ip şu dantel derken daha doğrusu annemle yengem bakarken ben çoktan farklı alemlere dalıp gitmiştim. Nedenini hemen söylüyorum; Sezgi mesaj atıp Yeni Tiyatro Ödül Töreni var ‘Bütün Kadınların Kafası Karışıktır’ ekibi ve Selen Hanım ödüle aday. Yeni bir oluşum olduğu için arayan herkes gidebiliyor sanırım müsaitsen hem gidelim hem destek olalım dedi. Ben bunu duyunca rahat durur muyum? Direk telefona sarıldım ve verilen numarayı aradım. Sorun kalmamıştı tek annemle babam vardı sormam gereken ve onlarada olur gözüyle bakıyordum açıkçası. Fakat o kadar kendimi kaptırmıştım ki ödül törenine gideceğim diye kafamda saçımı nasıl yapsam? Hangi kıyafeti giysem bu sefer? Makyajda sorun olmaz zaten hafif yapıyorum diye düşünmeye başlamıştım.


Bakırköy’e geçtik ama nasıl geçtim onu bir de bana sorun ! Telaş ve heyecan eşittir ben :) Vakit kaybetmeden pııırr annemle kuaförün yolunu tuttuk. Eve gelip makyajımı yapıp, çantamı hazırladıktan sonra kendimi dışarıya attım. Çünkü asıl olay şimdi başlamamıştı.


Fulya Sanat Merkezi… Nasıl gideceğimizi bile bilmiyordum. Neyse ki Kurtuluş tarafında oturan arkadaşıma ulaştım. Sağolsun Teşvikiye’de çalıştığı yerde karşıladı ve yürümeye başladık.


Zorda olsa yeri bulduk. Allahım şükürler olsun :) Salona girmeden önce ödüle aday olanlarla kısa bir söyleyişi gerçekleştiriliyordu. İkimizde yorulmuştuk bir de kameralardan saklandık :) Biraz ortalığın sakinleşmesini bekledik ve arkasından salona geçtik. 


Salonun atmosferi çok etkileyiciydi açıkçası. Her taraftan bir oyuncu fışkırıyordu ama daha biz ne Selen Hanım’ı ne de ekibini görebilmiştik. Beklemekten başka çare yoktu. Yavaş yavaş program başladı. İlk mini konser, açılış konuşması,yitirdiklerimiz derken başka konuşmacılarla ödül töreni devam etti. Sonra bir ara Beşiktaş marşı çalmaya başladı. Bende marşı bildiğimden eşlik ettim salondaki Beşiktaşlılara :)


Küçük bir not: Ben Beşiktaşlı değil Galatasaraylıyım fakat teyzem ve kuzenim sayesinde bir marşlarını öğrendim. Salonda o sevdiğim marşta çıkınca eşlik ettim bu kadar. Bir nevi durduramadım kendimi :)


Ödülere aday olanların önce kısa tanıtımıyla birlikte kazanan açıklandı. Her kategoride alkış yaptık ama biz asıl heyecanı kendi kategorilerimiz gelsin diye geri sayım yaptık. Kendi kategorilerimiz derken Bütün Kadınların Kafası Karışıktır'ın aday olduğu tabii.. Ekibi de Selen Hanım kadar benimsedik.

- Hadi son 3 kategori az kaldıı ablaaağğğğ 
- Bir kategori daha bittii valla geldi sıra.. 
- Aman Allahım son 1 ! 

Derkeeeeeeeen nihayet ‘Bütün Kadınların Kafası Karışıktır’ ekibinin aday olduğu ödüllere gelmiştik. Allahım bu nasıl bir heyecan böyle ? Yok valla yerimde duramıyordum. Tanıtımlar döndükçe tüylerim ürpermeye, yüreğimiz pır pır etmeye başlamıştı bile. Tabi ki alkışımızı da esirgemedik. Bütün Kadınların Kafası Karışıktır ekibinden Şebnem Sönmez ödül aldı fakat kendisi Ankarada turnede olduğu için ödülünü oyunun yönetmeni Selen Uçer aldı. 



Aslında öylesine heyecanlı bir gündü ki çok karışık duygular yaşadım o akşam. En çok saygı duyduğum tabi ki koskoca bir emek olması. Selen Hanım'ın nasıl yazmaya başladığından, oyuncu arkadaşlarını nasıl seçtiğine, okuma provaları ve sahneye koyma süreci derken söylediği her cümle aklıma geldi ve daha güçlü alkışladım. Onun adına hem gururlandım hem de çok mutlu oldum :) Tabi bir de oyunun bu kadar sevilmesi, ödüllere aday olması bile o kadar gurur verici ki.. Selen Hanım’ı sevip takip ediyoruz ama yaptığı bu işte ilk defada olsa yakından destek olmak bizi mutlu etti açıkçası :)


Aşağıdakilerde çektiğimiz fotoğraflar :)







Haydi bakalım haftaya görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın :)



















8 Ağustos 2016 Pazartesi

Hayat sen plan yaparken karşına çıkan şeymiş..


Herkese kucak dolusu merhabaa :) Nasılsınız bakalım ? Umarım iyisinizdir. Geçen hafta annemlerin seyahate gitmesiyle birlikte bende 3-4 gün sonra kendimi Şevvalciğimin yoğun isteği üzerine yazlığa kaçtım. Kaçmam bir şeye yaramadı burası da çok sıcak kış gelse de üşüsem diye bakıyorum artık:)




Hayat sen plan yaparken karşına çıkan şeymiş ciğerim. Ali,Meliha, çocuklar hepimiz aynı yolun yolcusuyduk. Kimimiz ayrı düşmüştük kimimiz hiç ayrılmayız sanıyorduk... İşte bir dizi böyle başlamıştı.

Canım Ailem...

Yeşilçam tadındaydı. Sevgi, emek, aşk, kardeşlik, sadakat, samimiyet bir dizide toplanmıştı ikinci bir defa. İlki Perran Kutman'ın Hayat Bilgisi ikincisi ise bu diziydi benim için. İlk bir kaç bölüm izlememe rağmen Meliha karakteri beni çok etkilemişti. Yani diziye başlamamdaki en büyük etkenlerden biri aslında karakterlerin kendi içinde olan hikayesi. Meliha karakterini canlandıran Şebnem Bozoklu...

Kendimi o kadar kaptırmıştım ki Canım Ailem'e.. Her Çarşamba evime davet ediyordum ayrıyetten televizyon başında (sanki beni duyuyorlarmış gibi) konuşuyordum. Annem ve babam bu konuşmalarımdan dolayı deli ilan etmişti ! :) Varsın deli olayım ne olacaktı ki? Ben kendi ailemden bilmiştim bütün oyuncuları :) Hoş dizi değildi bence çünkü ben o karakterlerin hepsini bir bir yaşadım kendi içimde belki de o yüzden bu kadar çok benimsedim birdenbire diziyi de..

O kadar Canım Ailem ve Meliha (Şebnem Bozoklu) diye yatıp kalkıyordum ki canıma tak etmişti. Ben bir şekilde ayarlayıp o sete gidecektim. Önce dizinin senaristine Selin Tunç'a ulaştım sonrasında da beni yönlendirmesiyle birlikte Reji Koordinatörü'ne ulaştım. Sağolsun o da hemen konuşmamızın 2.haftasında ayarladı.

Şunu çok iyi hatırlıyorum. Bizimkiler Antalya'da tenis turnuvasına gitmişti tabi annemde arkadaşlarıyla birlikte olabilmek için. Küçükbabannem bizde kalıyor. E o zamanlar daha küçüğüz sanırım lise 1 veya 2'deydim. Hiç kimseye de hiçbir şey söylemedim böyle bir organizasyon yaptığımı.. Sadece ayarladığım zaman teyzeme rica ettim beni sete götürmesi için :)

Sete gittiğimdeki o heyecanımı hatırlıyorum. Ne güzeldi öyle ! Heyecan yaptığımda ben susmayı tercih ediyorum belkide öyle sakinleştiriyorum kendimi bilmiyorum. Bir yandan ise ne söyleyeceğimi kafamda kurguluyordum ki öyle de oldu söyledim hepsini. Sete gittiğimi düşündükçe de sus pus olmuştum. Tabi bu heyecan durumumu teyzem anladı :))

Amacıma ulaşmıştım. İnanamıyordum ki kendime. Başarmıştım ! Setteydiiiim :)

Sesim gene kendime yabancıydı. Kalp çarpıntım vardı ama konuşabiliyordum. İlk Funda Eryiğit'le karşılaştım. Biraz sohbet ettikten sonra Şebnem Bozoklu'yu sordum. Geleceğini söyledi gülümseyerek. Dizinin yönetmeni de hazırda bekliyordu gidip onunla da görüştüm sohbet ettim. Daha önceden bir konuşmuşluğum olduğu için fazla zorluk çekmedim. Dediği gibi 5 - 10 dakika sonra Şebnem Abla ve diğer oyuncular arabalarla çekimden geldiler.

Şebnem Bozoklu nam-ı değer Meliha ile karşılaşmamız sonunda gerçekleşmişti. O kadar neşeli ve sıcakkanlıydı ki kendimi sonrasında ona sarılırken buldum. İzin istedi benden hazırlanıp tekrar bir çekim var evde deyip bu sefer bende (o kadar gelmişim) çekimi izleyeyim dedim. Nerdeyse bütün bir gün oradaydım. Setteki herkeste sanırım bana bakıyordu gülümseyerek. Neyse o durum bile güzeldi.

Sonrasında bütün dizideki oyuncuları gördüm ve sohbet ettim. Ezgi Mola, Sezgi Mengi, Ozan Güven, İlker Aksum, Uğur Yücel... Hepsi ayrı ayrı ilgilendiler hele ki Sezgi Mengi,Şebnem Bozoklu ve Ezgi Mola o kadar utangaçlardı ki diziyi neden bu kadar çok sevdiğimi orada olan oyuncularla konuşarak daha iyi anladım. Tamamen samimiyet... Ego hiç kimsede yoktu ve set ortamı çok huzurluydu. Ekrandan o güzel enerjiyi almışım ki beni taa sete kadar sürüklemişti.

Sette bitmişti artık orada olan 5-6 tekrardan sonra hemen akşamında başka bir yere geçeceklerini öğrendim. Bir de şansıma dizinin biteceğini de öğrendim :( Eve geçmeden önce tekrar bir Şebnem Bozoklu'nun yanına uğrayıp eve geçtim. E sonuçta onun için oraya gitmiştim :)

Şimdi hatırlamıyorum ama ya akşamında ya da ertesi gün fotoğrafları koyduğumda herkes bir şok geçirdi. Annemler başta olmak üzere onların arkadaşlarına kadar arandım. 'Nasıl sete gittin, nasıl oldu' sorularıyla birlikte en baştan tane tane anlatarak soran herkese anlattım. İnanamadılar...

E ekrandan bile olsa o güzel duyguları bana yaşattıkları için sete gidip o havayı onlarla birlikte solumam gerekiyordu değil mi?

Gittim, gördüm ve yaşadım. İyi ki de yaşamışım diyorum. Eğer gitmeseydim gerçekten pişmanlık duyardım.

Her şeyin bir sonu olduğu gibi o dizide bitti. Ama benim için bitmedi. Seneler geçmesine rağmen ilk günkü heyecanla izleyeceğimi biliyorum. Benim için Şebnem Bozoklu Meliha olarak kalacak. Kim ne derse desin :)

Haftaya bir diğer yazıda görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın :)





















11 Temmuz 2016 Pazartesi

Sağlıklı yaşama merhaba :)

Eveeet yaz geldiiii hatta yarıladık bile :) Aslında bizim ailede Mayıs ayından itibaren bir koşturmadır gidiyor. Çünkü hem yazlık sezonu açılacak (tadilat olaylarımız vardı), üstelik hemde artık iki evin birden idaresi başlayacak diye azda olsa sıkıntılar baş göstermeye başlıyor.

Şimdi sorarsınız şayet peki niye bu yazlıkta kalmıyorsun ? diye..

Arada kalıyorum merak etmeyin :) Artık büyüdüğümüz içinde sürekli aynı şeylerin tekrarlanmasını da göz önüne alırsak biraz sıkıcı olabiliyor. O yüzden İstanbul'a gidip sonra yazlığa geçmek aslında benim için bir nevi kaçış noktası oluyor.

Yaz ayını çok sevmememe rağmen tek bir iyi yanı varsa yazlık arkadaşlarının bir araya toplanıp birlikte güzel zamanlar geçirmek olur. Herkes bütün bir sene hayatında olan değişikliklerden, aldığı kararlardan hatta korkularından bile bahsettiği zaman yanında birinin olup 'ben yanındayım' ı hissettirmesi kadar güzel bir durum yok.

Bu yazıyı yazma amacımdan daha fazla sapmayayım en iyisi. Ben bir karar verdim ! Ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Motivasyon kaynaklarım o kadar güçlü ki onların motivasyonunu aldım bende. Ve sağlıklı yaşamaya, kendime iyi bakmaya karar verdim :)

Damla ve Şevval.. İkisi de bir dönem kiloluydular. Sonra ne yapıp edip yediklerine dikkat ettiler ve sanırım sporunda etkisiyle zayıfladılar. Yanımda ufacık tefecik kaldılar :( Aslında ikisi de bana öyle güzel konuşarak motivasyon sağladılar ki 'evet bende yapabilirim' dedim. Seve seve destekçim olmaya karar verdiler onlarda.. Sadece destekçilerimi buldum ve böylece karar verdim.

Bakalım uzun bir süreç beni bekliyor ama belli bir kilo verince tekrar yazacağım. Cumartesi itibariyle de başlamış bulunmaktayım.

Yakınlarıma ve tanıdıklarıma buradan sesleniyorum !! Beni kötü yola düşürmeyin heeeyyy :) Yedirmeye çalışmayın artık :)


Haftaya görüşmek üzere..



(ilk spor sonrası) 

(Ikinci günümüzden )

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Bayram Sabahları..

Eceeeem kızıım hadi kalk bugün bayram ! Günaydııın :)

Evet yine bir bayram sabahı içimde kelebekler uçuşuyor. Zihnimde çalan şarkı:


'Bugün bayram erken kalkın çocuklar 
Giyelim en güzel giysileri 
Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün annemizi' ydi. 


Bir heyecanla giyerdim bayramlıkları sonra kardeşimle babamın namazdan gelmesini beklerdim. Elimde çikolata ve kolonyayla birlikte... Onlar gelir ilk evde bayramlaşırdık. Sonrasında ya küçükbabanneme ya da büyükbabanneme giderdik.

Evet doğru okudunuz. Biri büyük biri küçükbabanne... Yanlış anlaşılma olmasın dedemin iki eşi yok. Sadece büyükbabannemin bizim aileye çok desteği olduğu için biz küçükler olarak büyükbabanne, büyükler ise ya teyze ya da anneanne derlerdi yani ondan. 

Yalnızcan ailesi bir evde toplanırsa çok kalabalık olurdu. Beyaz örtülerle önce masalar kurulur, çaylar demlenirdi. Börekler, çorbalar ve niceleri... Servise atılırdım hemen severdim çay doldurup getirmesini, şeker uzatmasını.. En sevdiğim ama bana düşman olan tatlılar sunulurdu sofrada yani bir kuş sütü eksik olurdu o kadar. Eee tatlı bulmuşum yemeden durur muyum ? Tabi ki hayır :) Yemekler bittikten sonra mutlaka büyükbabannem sofra duası okutur, bizimde İhlas veya Fatiha surelerini okumamızı isterdi ve sonra tabi gözleri dolar ağlardı. Sevildiğinden, böyle kalabalık şekilde etrafını sardığımız için çok mutlu olurdu. Tembihte ederdi bir yandan 'bakın ben bu dünyadan göçüp gidince bu bayram sabahlarını yaşatın' derdi. Amaaaan babanneee niye öyle konuşupta beni de üzüyosun diye karşılık verirdim. Gözyaşlarını siler sarılırdım..

Yaş sırasına göre dizilirdi herkes ama birbirine karışırdı seni öptüm mü? diye sorduğumda olmuştur mutlaka. Yengemle kahve manyaklığımız vardır mesela sonrasında da ailecek fotoğraf çekilme faslı...

Anneannemlere geçerdik kahvaltı faslı bittikten sonra. Bir yandan merak ederdim teyzemlerin gelip gelmediğini çünkü onları da özlemiş olurdum. Anneannem klasik yerinde durmaz hizmet etmeye çalışır, bende engellemeye tabii. Kazanan çoğu zaman anneannem olur:) Dedemi ise çok çalışmaktan yorgun düşmüş bulurdum. Çoğu zaman konuşmaya takati bile olmazdı. Ama bizi korumasını,laf söyletmeyi sevmezdi babama karşı. Güçlü hissederdim kendimi dedemin yanındayken.. Hikayeler duymayı severdim, oynamasını izlerdim, anneanneme aşkla ve elini hiç bırakmamasına özenirdim. Yoktu böyle aşk !

Ne zaman dedemle büyükbabannemi bu dünyadan uğurladım. Büyüdüğümü hissettim... Büyümek ister ya insan işte ilk defa büyümeninde acı verdiğini hissettim. Yanlarında iken mutlu olduğum iki insan melek olmuştu. Şimdi bir şansım olsa geriye dönüp daha çok vakit geçirirdim. Bayram sabahları neşeliydim,mutluydum ve huzurluydum anlayacağınız...

Şimdi o eski neşeli halimden eser kalmadı. Bir yanım buruk oluyor her bayram sabahı.. Yaşadığım an'lar aklıma geliyor buruk bir tebessüm ediyorum. Bir de 'Eskiden olsa' lafını çok kullanmaya başladığımı farkettim sonrasında. Anılarımı canlandırıyorum zihnimde..

Sevdikleriniz yanınızdayken kıymet bilin. Koşun, ellerinden ve yanaklarından öpün ve kocaman sarılın..

Şimdiden herkese iyi bayramlar diliyorum. Büyüklerimin elinden, küçüklerimin gözlerinden öperim :)  Çok mu klasik bir cümle oldu buu? Aman neyse artık olan oldu :)

Haftaya görüşmek üzere...













27 Haziran 2016 Pazartesi

Doğanay Dostluğu




Şöyle bir düşünüyorum da ne çok şey değişti hayatımda.. Bunlardan biri de yazlığımızın olmasıydı. Değişiklik diyorum çünkü büyük bir olaydı. Annemle babamın arkadaşlarından ise "çocuklar için çok iyi fırsat kaçırmayın" sözünü duyardım hep. O zamanlar pek anlam veremezdim ben hem yeni arkadaşlara ne gerek var ki ? diye düşünürdüm. Kısacası yazlık fikri beni korkutmuştu. Yeni bir çevre, yeni arkadaşlıklar nasıl olacaktı? Aman Allahım !

Ne yapıp ne edip 'Doğanay Sitesi' nde ev tutulmuştu. Daha doğrusu babamın en çok orası hoşuna gitmişti. Zaten aslında uzun zamandır gidip geldiğim yazlıklardan biriydi burası da neyse işte. Allahtan kardeşim vardı yanımda onunla vakit gećiriyorduk. Halı sahada top koşturmuşluğum ve penaltı çekmişliğim bile var :) Kardeşim sonra yavaş yavaş arkadaş edinmeye başlayınca ben tek kalmıştım :( Neyseki babam bisiklet sürmeyi öğretmişti artık arkadaşım oydu.. Açardım müzik bütün sitenin etrafında yoruluncaya kadar dolaşırdım.

Günlerden bir gün 'Merhaba birlikte bisikletle dolaşabilir miyiz?' diye bir ses geldi birinden o gün bugündür hiç ayrılmadık Helin'le.. Arkadaş olduk önce sonrasında Naz'la tanıştırdı beni. Sonradan gruba dahil olan Şevval ve Ezgi... Hiç ama hiç kopmadık birbirimizden..

Geriye dönüp baktığımda ne çok şey yaşadık birlikte.. Su savaşları yaptık, sahilde ateş yaktık, halı saha maçlarını izlememiz, bangır bangır müzik açıp oynamamız, havuz kenarındaki kapının aniden kapanıp hepimizin ayrı yönlere dağılıp bağırmamız ve daha bir sürü olay... Bunların yanında kavgalarımız olmadı mı ? Tabi ki oldu fakat biz onların üstünü kapatıp gülüp eğlencemize baktık. Güldük, eğlendik, ağladık hepsinde de birbirimize destek olduk.

Hani çoģu insanın iyi ki kullanımı vardır ve hayatınızda onlar olunca yeni bir dönem açılır. En büyük iyi ki'm onlarla tanışıp hepsiyle ayrı ayrı dost,kardeş olmamız. Sözde yazlık arkadaşları fakat artık öyle bir noktaya geldi ki 'yazlık' kelimesinden çıktı ve benim her anımda onlar var. Biliyorum ki her zaman görüşemezsekte görüştüğümüz an her şey kaldığı yerden, aynı güzellikte devam eder :) Ne büyük şans benim için..

20 Haziran 2016 Pazartesi

Kurusıkı Tiyatro



Kurusıkı oyunu; herkesin başına gelebilecek basit bir kaza çığ büyürse neler olur, onu anlatan bir tiyatro oyunu. Aslında iyi olarak bildiğimiz fakat içinde kötü olanı da barındıran gerçeklerden de bahsediyor diyebiliriz.

Böyle olunca şimdi konu güzel, ee bir gerçek daha var ki konudan da güzel olan oyuncular.. 'Gitmeye değer' dedim ve aldım bileti.

Oyuncu kadrosunda; Mete Horozoğlu, Bihter Dinçel, Bülent Alkış, Selen Uçer ve Beyti Engin var. Hepsini ya dizilerden ya da filmlerden tanıyoruz aslında.

Şimdi bana soracak olursanız oyuncuları televizyon dizilerinden veya filmlerde izlemek mi daha keyifli yoksa tiyatro sahnesinde canlı izlemek mi? diye benim tercihim tiyatro sahnesi olur. Hem tiyatro sahnesindeyken oyuncuları yakından görmek, rollerini yaparken o karakteri oyuncu ile yaşamak, duygu değişimlerini izlemek bile o kadar etkiliyor ki insanı.. İşte o yüzden tiyatro ! :)





Kurusıkı'ya gelecek olursam oyun gerçekten ters köşelerle dolu ve seyircileri de şaşkına uğrattığı bir gerçek. Güncel konulardan da göndermeler yaparak 2 saatlik, bol gülmeli bir tiyatro oyunu.

Oyunculuklara gelecek olursam oyunda kilit nokta Beyti Engin gözükse de onun dışındaki oyuncuların hepsi iki karakteri birden canlandırıyor. Karakterler arasındaki geçişleri ve bunu seyirciye aşırıya kaçmadan ustalıkla kıvırdıklarını söyleyebilirim. Başka bir keyifli nokta ise sahnede oyuncuların kendi aralarında eğlenip, bu eğlenceye seyircileri de kattıkları gibi bir gerçekte var. Ben açıkçası çok eğlendim. Hatta salondaki seyircilerin güzel tepkilerini görünce oyunculardan daha çok sevindiģimi söylemeliyim. Bir nevi salon analizide yaptım. :) Oyuncuların sahneden verdiği güzel enerji seyirci tarafından da güzel karşılandı ve oyun sonunda bütün salon ayakta alkışladı. Ama artık daha fazla oyundan bahsetmeyeyim diyorum olur da seneye devam ederse sürprizi kaçmasın. Yeni sezonda yakalarsanız bence gidin. Yakalayamazsanızda oyuncuların teker teker canlı performanslarını izleyin. Tiyatro insanın ruhuna iyi geliyor :)

Uzun lafın kısası izlediğiniz oyunlar aslında sizi ve yaşantınızı yansıtıyor karşıya. 'Kurusıkı' benim için o oyunlardan biriydi. Başroldeki isimler aslında bizim yaşantımızda yer bulmuş sihirli kahramanlar.. O sihirli kahramanlarda kendinizden iz'ler bulursunuz hatta daha çok hikaye dinlemek istersiniz değil mi? Ben işte o sihirli kahramanımı buldum. Kim dediğinizi duyar gibiyim sanki. Selen Uçer... Ve sizlerin huzurunda bir kez daha bize yaşattığı her an için kendisine teşekkür etmek istiyorum:)


Not: Uzun zamandır buralarda yoktum. Sanırım nazar değdi yazamadım hiç birşey :( Neyse bu yazıyla birlikte bloguma geri dönmüş olayım en iyisi.

Haydi o zaman görüşmek üzere diyelim mi? Çünkü haftaya pazartesi seni bekliyor olacağım. Kendine iyi bak :)

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Yeşilçam'dan düşen yıldızlar...





Yeşilçam... Koca bir tarih... Benim ise çocukluğum...


Çocukluğumdan beri sürdürdüğüm bir tutkudur Yeşilçam filmleri. Tekrar tekrar izlerim. İlk hangi filmi izledim, ilk kaç yaşında izledim hatırlamıyorum. Ne zaman televizyonda bir Yeşilçam filmine rastlasam ekranın başına kurulur, bitene kadar kalkmazdım.


En sevdiğim filmler arasında Hababam Sınıfı, Gırgıriye, Süt Kardeşim ve Ah Nerede filmleri geliyor. Yani ilk aklıma gelenler bunlar. Aslında ayrımda yapmak istemem çünkü her izlediğim Yeşilçam filminden ayrı bir tat alırım. Ne kadar filmin sonunu tahmin bile etsen o samimiyet öyle güzel görünüyor ki 'keşke hiç bitmeseydi' dediğim bile oluyordu her son yazısını gördüğümde.


Şimdilerde ise çocukluğuma geri dönme isteği uyandı bende. Çocukken herşey daha samimi ve gerçekti bana kalırsa. Ekrandan bile olsa o samimiyeti ve aslında bizi biz yapan unsurları daha çok görürdüm ve mutlu olurdum. Kapılıp giderdim o filmlerdeki aşklara,dostluğa,fedakarlığa.. Özlediğim bir sıcaklık aslında Yeşilçam filmleri..


Yeşilçam yıldızları ile karşılaştıklarımda oldu. Zihni Göktay, Şener Şen ve Tarık Akan vb. isimler Öyle mütevazi ve sevecen bir tavır sergilediler ki bana karşı aslında 'gerçek sanatçı' tabirini anlamış oldum. Üstelik Tarık Akan yaş almış olsa da aynı yakışıklılığını korumaya devam ediyor bence. Çok tatlıydı çok..


Aslında bir noktaya değinmek istiyorum. Bizim çoğu zaman kaçırdığımız önemli bir nokta var. Tabiri caizse Yeşilçam ünlülerine verdiğimiz değeri onlara hissettirmekte gerekli. Ancak Türk milleti olarak önemli sanatçılara verdiğimiz değeri vefat ettikleri zaman gösterme eğilimindeyiz. Sizlerinde benim gibi sonradan keşkeniz olmasın.


Samimiyetle belirtmeliyim ki 5 - 10 dakika yapmış olduğunuz görüşmenin sonunda kendinizi son derece iyi hissediyorsunuz.


Kemal Sunal, Adile Naşit, Sümer Tilmaç, Hulusi Kentmen, Sadri Alışık, Suna Pekuysal ve Oya Aydoğan gibi daha bir sürü isim.. Hepsinin ruhu şad, mekanları cennet olsun.


Son olarak iyi ki hayatımızdan geçtiler...


Görüşmek Üzere :)








16 Mayıs 2016 Pazartesi

Poz anıların somutlaşmış halidir









Bir an düşünün. Karşınızda fotoğraf makinesi ve yaşadığınız anı kayıt alıyor. Ve sonra bir ses; çıkırt...


Peki bu anın sizin hangi anınız olmasını isterdiniz?


Bana sorarsanız bundan 5 - 6 sene öncesine geri dönmek isterdim. Dedemin yanında olup onun şakacı hikayelerini dinlemek, yılbaşında çam ağacını süsleyip bizleri beklemesini, bütün aile birlikte olunca da keyiflenip bizimle birlikte oynamasını tekrar tekrar yaşamak ve kayıt altına alınmak isterdim. Ama tabi bu sefer her anın daha fazla kıymetini bilerek ve içime sindirerek... Aslında her insan büyümek ister ya bir 18'ime geleyim şu olacak bu olacak derken aslında değişen bir durumun olmadığını, sadece sevdiklerinin kıymetini onlar bu dünyadan göçüp gitmeden değerinin bilinmesini öğrendim ben... Hayatın koşturmasına fazla dalmadan yanınızda olan büyüklerinizle vakit geçirin. Onları mutlu edin. Hatta 5 dakika bile olsa yanlarına uğrasanız onları dünyanın en mutlu insanı yapabilirsiniz. Valla benden söylemesi :)







Sizlere beni en etkileyen tiyatro oyunundan bahsetmek istiyorum. Karaköy / İkinciKat tiyatrosunda oynanılan 'Poz' oyunuydu. Oyuncuları ise; Selen Uçer, Esra Dermancıoğlu, Gülce Oral ve Banu Çiçek Barutçugil'di. Konusu kısaca şöyle; Ölen bir gazetecinin çekmiş olduğu 'ahlak'sızca bir fotoğrafın derinlerini arkasında bıraktığı 4 kadın üzerinden tartışmasıydı.


Öncelikle hem oynanılan mekan hem de oyuncuların performansları o kadar etkileyiciydi ki... İkinciKat aslında bir cep tiyatrosu. Ben sürekli tiyatro oyunlarını büyük sahnelerde izlediğim için cep tiyatrosuna gitmiş olmak benim için ilk olacaktı. Gittiğimde ise inanamadım... Sahneyle koltuklar iç içeydi. Bana verdiği izlenim ise oyuncular sanki evlerinde seyircileri ağırlıyor gibiydi. Öylesine samimi bir ortamdı anlayacağınız.


Aslında beni en çok Esra Dermancıoğlu'nun performansı şaşırttı. Neyse neyse beni şaşırtmasını bir kenara bırakıp en iyisi oyunculardan teker teker bahsetmek sanırım. Öyle daha iyi olacak çünkü hiçbirine haksızlık etmek istemem. Ben bu oyunu sanki Selen Hanım ile birlikte yaşadım. Öyle güzel duygu geçişlerini yaşayıp beni de etkisi altına aldı ki... Kahkaha attı, gözleri dolup ağladı, kendine şaşırdı, yeri geldi sinirlenip kızdığı da oldu tabi ama hepsinde de surat ifadem değişerek izledim hatta bir ara oyunu bölüp gidip sarılmak bile istemiştim. 'Ama siz harikasınız Selen Hanım' diye (tabi öyle birşey yapmadım) . :) Esra Dermancıoğlu'nun performansı da göz dolduruyordu. Arada gülümseten fakat ani sert çıkışlarıyla da 'harika' dedirten bir oyuncu. Gülce Oral ve Banu Çiçek Barutçugil ile ilk kez karşılaştım fakat onlarda öyle güzel rol yapıyorlardı ki oyuncuların birbirleriyle güzel bir uyum yakalaması çok hoş olmuş. Oyundan tüylerim diken diken olmuş bir şekilde ayrıldım yani o kadar etkileyiciydi...


Unutmadan tiyatro çıkışlarında Selen Hanım ile görüşme imkanı da bulabiliyoruz. Her anımız aslında öylesine güzel ve özel ki... Fakat öyle bir gün var ki hala etkisi altından çıkamadığım ve bir o kadar yüreğime kazınan... 18 Nisan Ataköy Yunus Emre çıkışı. Bu sefer oyuna girmeden Selen Hanım'ın çıkışını bekledik. Duygu halim karışıktı aslında hem tekrar görüşecek olmanın heyecanı içerisindeydim hem de bir o kadar sakindim. Kendisiyle de görüşmeyeli uzun zaman olmuştu. Neyse ki kısa bir beklemenin ardından Selen Hanım kulis kapısından çıktı. Bizim Selen Hanım'ın karşısına çıktığımız andaki şaşkınlığı, mutluluğu ve bir o kadar da özlemini hissettirmesi beni çok ama çok duygulandırdı ve mutlu etti. Senin gibi özel yürek tanıdığımız için gerçekten çok şanslıyız.


Haydi bakalım haftaya görüşmek üzere kendinize iyi bakın :)












9 Mayıs 2016 Pazartesi

Once Upon A Time






Bu hafta size beni 5 sezondur kendisine hayran bırakan bir diziden bahsedeceğim.

Once Upon A Time...


Dizinin çıkış noktası bu kitap.  Tamamen masal kahramanlarından oluşan bu dizide iyi-kötü mücadeleleri, mutlu olabilmek için yapılan fedakarlıklar, aile ve dostluk gibi bir çok konuyu kapsıyor. Günümüze uyarlanmış ve dinlediğimiz masalların devam ettiğini bu şekilde düşünebiliriz aslında.

Ben bu diziye tavsiye üzerine başladım. Ama kabullenmem zor oldu. Neden mi? Çünkü şu yaşıma kadar hiç yabancı dizi izlememiş ve masal kahramanlarıyla dolu bir dizi olur mu demiştim. Oluyormuş meğerse hem de efsane güzel oluyormuş. İlk sezonlar gece gündüz ayırt etmeden izliyordum.

Unutmadan şunu da sorabilirsiniz bana... Hiç mi sıkılmadın 5 sezon boyunca?

Sıkıldım. Hatta öyle çok sıkıldım ki bir ara takip etmeyi bıraktım. Aradan epey bir zaman geçtikten sonra olayların nasıl geliştiğini öğrenebilmek için kaldığım yerden devam ettim. İyi ki de devam etmişim diyorum kendime. Öylesine güzel bölümler var ki..

Dizide olan her kahramanın kendi içinde olan bir hikayesi var. Bu hikaye de öyle kolay açıklığa kavuşmuyor ne yazık ki. Diziyi canlı tutmak için her sezon neredeyse yeni masal kahramanları ve yeni olaylarla karşımıza çıkıyorlar. Ama şunu söylemek gerekirse çok şaşırdığım ve ağladığım bölümlerde oldu.

Oyunculuklar o kadar gerçekçi ki kendimi kaptırdığım zamanlarda olmuyor değil. Hatta atlayayım uçağa gidiyim Kanada'ya dediğim bile oluyor. (Dizi orada çekiliyor)

Oyuncuların hepsi birbirinden harika performans sergiliyor. Ayrım yapamayacağım bu konuda ama benim favori karakterim Regina. Tabi bir yandan ise dizinin kötü kalpli kraliçesi.. Mimikleri, rolün inandırıcılığını bana fazlasıyla yaşatıyor.

Neyse işte benim en sevdiğim dizi Once Upon A Time. Fantastik seviyorsanız bir deneyin bence :)

Haydi haftaya görüşürüz kendinize iyi bakın :)










24 Nisan 2016 Pazar

Beşiktaş ve Koşuyolu Günlüğüm

Herkese sıcacık merhaba :)

Öncelikle burayı ihmal ettiğim için herkesten çok özür diliyorum. Daha sık güncellemeye özen göstereceğim bu sefer.. 

Aldım kahvemi yanıma müziğimi de kısık seste açtım sonunda anlatmaya hazırım. Sende burayı açıp okumaya başladığına göre sende hazırsın değil mi? Öyleyse başlıyorum.. Bir yer anlatacağım ki gittiğim zaman gerçekten hayran kalmıştım. Ama onun öncesine yani biraz başa saracak olursak; uzun zamandır yengem 'kendini ayarla da vakit geçirelim' diyordu. Kendimi ayarladım ve aradım. Beşiktaş'ta buluştuk önce. Sürpriz olarak amcamda çıkageldi iyi de oldu. :) Hasret giderdik... Aslına bakarsanız yengemle ve amcamla görüştüğümde artık çocuk gibi değil de yetişkin olarak herşeyi olduğu gibi ve benimde 'isteklerimi' göz önünde bulundurarak konuşmaları gerçekten o kadar hoşuma gitti ki duygulandım açık söylemek gerekirse. Kısacası hayattan bahsettik. Ayrıca yenge-amca kimliğini kenara bırakıp abi - abla gibi konuşmaları oldukça etkiledi beni..

Nelerden mi konuştuk? Onu mu merak ediyorsun? Söylüyüm tabii.. Kararsızlığı bir kenara bırakıp nelere öncelik tanımam gerektiğini ve gerçekten ne istediğimi planlayıp bir yol haritası hazırlamak üzerine bir sohbet oldu daha çok. 

Bu arada Beşiktaş'ta da çok vakit geçiremedik bir telefon küçük kuzenimin rahatsızlandığını öğrendik :( Hemen bir plan değişikliği yapıp tabi bu arada yengem hazır bulmuş beni de kaçırır mı ? Bende geçtim karşı tarafa.. İşlerimizi hallettikten sonra tatlı yiyelim dedik ama keşke demez olaydıım...

Neden mi?

Bir tatlı canavarını tam tatlıların göbeğine atarsan kendinden geçer mi? Geçeeeerr  hem de çok güzel geçer..

Yerin adı Ceviz Ağacı Koşuyolu'nda.. Mekana girdiğinde bütün tatlı, pasta ve çikolata çeşitleri sana kucak açıp sanki 'merhaba beni yiyebilirsin' diye avazları çıktığınca bağrıyordu. Arka bahçe'ye geçmek için tabi tatlı çeşitlerinin içinden geçmek biraz beni zorladı çünkü 'nasıl bir yer böyle Allahım? ' diye diye oturacağımız masaya vardık sonunda. Ama tabi masaya varmakla iş bitmiyordu en zoru sanırım o kadar tatlı çeşitlerinden hangisini yiyeceğimi seçmek olacaktı ki öyle de oldu açıkçası. Gerçi ben karar veremeyince görevi yengeme pasladım. :)  Siparişlerimiz gelince bir aşk yaşamışım ki sormayın valla yok böyle bir tat... Bir de bütün tatlı çeşitlerini kendileri günlük olarak yapıyorlarmış..

Biraz parkta yürüdükten sonra evin yolunu tuttuk. Ama bir gidin görün derim ! Bana hak vereceksiniz..

Bir dahaki yazı da görüşmek üzere :)













5 Ocak 2016 Salı

Zihni Göktay'dan Cibali Karakolu



İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda oynanan bir tiyatro oyunu Cibali Karakolu
Oyuna gitmeden önce “Tanıdık bir isim var mı?” diye bakarım hep. Bu oyuna bir bakıyorum ki Zihni Göktay… Başka bir şeye bakmaya gerek yok diye düşünüyorum. Çünkü bir kez daha sahnede izleme şerefine erişmiştim o oyunda “Lüküs Hayat”tır. Yaşına rağmen bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle neredeyse 3 saatlik performansı ile kendisine hayran bırakan gerçek bir oyuncu… Ancak meraklısı için yine söyleyeyim. Oyunun yazarları Henri Keroul ve Albert Barre; yönetmen koltuğunda ise, Nedret Denizhan bulunuyor.
Gelelim Cibali Karakolu’na. Aslında oyunun içeriğinden bahsetmek gerekirse günümüzden de tatlı göndermeler yaparak kadın erkek ilişkilerini ve paranın ilişkilerdeki etkisini sosyal ve politik bir şekilde harmanlayıp keyifli bir üç buçuk saat geçiriyorsunuz. Evet, gerçekten 3 saat 30 dakika; fakat nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile…
Evet, her güzel tiyatronun bir sonu olmalı değil mi? Tiyatro çıkışında Zihni Göktay ile tanışma fırsatım oldu. O kadar mütevazi ve sempatikti ki, neden gerçek sanatçı diye bahsedenleri daha iyi anladım. Ayaküstü kısa bir sohbetten sonra eve döndüm.
Cibali Karakolu’nun diğer oyuncuları ise şekildedir: Ertan Kılıç, Hüseyin Kefeli, Murat Derya Kılıç, Müge Çiçek Türkoğlu, Cem Uras, Deniz Yeşil Mavi, Tuğçe Açıkgöz, Derya Kurtuluş, Naci Taşdöğen, Seza Güneş, Eylül Soğukçay, Hülya Arslan, Berrin Koper, İbrahim Ulutaş, Murat Bavli, Cem Karakaya, Doğan Altınel, Şehnaz Bölen Taftalı, Tarık Şerbetçioğlu.
Cibali Karakolu oyununun Ocak ayı programı ise şu şekilde:
  • 28  ve 29 Ocak 2016 Perşembe ve Cuma günleri Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde saat 20.30’da.
  • 30 OCak 2016 Cumartesi günü Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde saat 15.00 ve 20.30’da iki kez.
Kısa not: Günlük koşturmalarınıza ara verip tiyatroya vakit ayırın. Gerçekten insana iyi geliyor.